Bugünlerde yazmaya değecek bi değişiklik yok.Herşey standarta oturdu.Ev, iş ve komşular arasında mekik dokuyorum.Artık işleri yetiştirebiliyorum galiba.Ya da iş yapmıyorum:)) Anlayamadım ama sevdim pasaklılığı.Bu günlüğü de iş yerinde yazdığım için fazla da konsantre olup şekilli yazamıyorum.Tahminimce; iş yerindekiler bilgisayar düşkünü olmadıkları için benim bu ekranın başında çatır çatır ne yazdığımı çok merak ediyorlar.Onların tuhaf bakışları da beni yazmaktan alıkoyuyor.Ama bir kaç müdaimimi boş çevirmemek adına olmasa da bir farklılık yazayım dedim.Haftada 2 kez 3-4 çeşit yemek yapıyorum ki akşamları evde hazır yemek olsun, ne yapacağım diye de öyle kara kara düşünmeyeyim.Ve de elim sık sık soğan kokmasın.Cano'nun öyle yemek tiripleri yok.Önüne ne koysam yiyor.Gerçek anlamda ne koysam yiyor:))
- Ben bunu yemem, bu yemeği sevmiyorum,bu güzel olmamış... gibi cümleleri yok.Bu da benim için bir lûtuf.5 gün boyunca fasülye çorbası içtiğini bilirim):
Arada misafir gelecekse bu yıl sezonu onlarla kapatacağım bir kaç çeşit pasta-börek yapıyorum.
Bunların dışında bizim de her aile gibi dizilerimiz var.O kadar çaba gösterdim bağımlı olmamak için ama...Sürekli düşünceli olmamak, kafamda kurgular yapmamak, aklımı meşgul etmek için başladım bu illet dizilere.Küçük Kadınlar, Yağmurdan Sonra, Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu.Omazsa olmaz değiller ama olursa iyi olurlar.Aslında onlara ayırdığım zamanı daha iyi değerlendirebilirim ama yorgun olduğum zaman tv karşısında uyumak beni dinlendiriyor.
Daha başka komşulara gidip geliyorum. İkramlık birşeyler varsa ben davet ediyorum.Aynı apartman içinde olmamız gidiş gelişleri kolaylaştırıyor.Yoksa ben adım atmaya üşenirdim.3-5 yaşlarında çocuklu olan komşular tercihimdir. Sevimli veletleriyleriyle sitres atıyorum.Gerçi buraya geleli sitresim de kalmadı.Neymiş o öyle.Mide-bağırsak sistemim düzeldi Allah'a binlerce kez şükürler olsun.Arada bir midem diş gösteriyor ama o da günlük yeme-içme ve anlık sıkıntılardan dolayı.Meğer sevdiğim şehir beni hasta etmiş.Kardeşcezim derdi de inanmazdım.Seni bu şehir hasta ediyor, hastalığının sebebi buranın sitresi derdi.Klasik laflar gözüyle bakardım, meğer doğru söylüyormuş.
Başka da bol bol ama en bolundan annemleri özlüyorum.Artık iyice arttı özlemim.Huyum suyum değişti içimdeki daussıladan.Bi kaprisli bir alıngan oldum ki sormayın.Cano tek hedefim.Ne dese yanlış anlıyorum, anlam çıkartıyorum, oturup ağlıyorum. En son göbeğimin belirgenleştiğini söylemişti. Ben ki, çocukluğumda kepçe kulağım olduğundan beni değil de annemleri rahatsız eden kompleks fobisini yenmiş, yaratılışın Allah'tan olduğunu bilen, görüntüm beni rahatsız etmiyorsa geri hikaye diyen biri olaraktan bu lafa bütün gün küstüm.
Bana : --Senden daha kaliteli, daha ağır kaprisler, alınganlıklar beklerdim, bunlar çok komik sana yakışmıyor diyor.
Haklı...
En yakın zamanda tanıdık yüzler görmem lazım.Biri bize gelsin:)))
27 Ekim 2009
19 Ekim 2009
%100 Hormonsuz %100 Doğal %100 Vitaminli
Dalından yeni kopmuş gelmiş biberler.
Aynı durumda olan patlıcanlar
30 dak. önce ağaçtaki yerinden ayrılmış elmalar.
Annemin turşusu.Ama bunu ben yaptım.Artık benim oldu.
Bildiğiniz bulgur pilavı.Bilmediğiniz ise bunun elektiriklerin kesik olduğu bir saatte karanlıkta yapıldığı.yaaa... wayyyy helal olsun maşallah deyin....övün beni yüceltin beni.O yüzden koydum bu resimleri:)))
Balık tadı veren kızarmış karnıbahar.
Kütüphanede kova içinde yetişmiş dalında limon.
Bunlar da yabani elma.Adı yabani ama kendileri çok kibar, ufacık tefecikler.
Elazığ Kovancılar'dan gelen hakiki süzme çiçek balı.
Gülten Annemizin elleriyle yaptığı kuşburnu marmelatı.
Yine Gülten Annemizin yaptığı vişne reçeli.
Merzifondan babaannemizin gönderdiği kümes yumurtaları.Bahsi geçen tavukları ve civcivlerini bizzat görmüştüm.
Özel siparişle Giresun'dan gelen Giresun fındığı.
Yemekleri yapar yapmaz şekli bozulmadan resmini çekerdim unutmadan.Ama bunu unutmuşum:Cano'nun bırakoni dediği brokoli.
Şeklinden de belli olduğu gibi karnı yarık patlıcanlar.Pek istediğim gibi olmadı ama yine de sarımsaklı cacıkla iyi gitti.
Adı Karbeyazı.Karşı komşudan aldım tarifini görüntüsü gibi tadı da güzeldi ve güzel de oldu.Artık bu yılki gelen misafirlerin menüsü belli, taki yapmaktan bıkana kadar.
Ömrü hayatımda:) yaptığım ilk börek fırının gazabına uğradı.Kullanma klavuzuna baktığımda 30-40 dak. arası 250 derece yazıyordu ancak, hazır yufka olduğu için 20 dak. ya ayarlanması gerekiyormuş.O yüzden biraz bronzlaştılar:)
Yine bir bisküvili pasta;ama bu sefer çikolata kremalı.15 Ekim 2009
Cano'nun Marifetleri

Bu arada ben de öğrendim yoğurt yapmayı: kaynatılmış süt içine biraz soğuyunca serçe parmağınızı soktuğunuzda parmağınızı yakmadan 7 ye kadar sayabiliyorsanız, mayalamak için 2-3 kaşık yoğurdu ılık sütle özeyerek karıştırıyorsunuz.Sonra tencerenin üstünü bizim gibi sofra bezi, çarçaf, hırka ile örtüyorsunuz.Yaklaşık 12 saat sonra yoğurdunuz hazır oluyor.Bizimkisi biraz ekşiydi ama %100 doğaldı...Daha akşam dedim: ellerin ne kadar esnek, her işe yatkın, maharetli, becerikli...Sen evinin erkeği ol ben de işe gideyim para kazanayım!!! gülüştük...
Özellikle yemekler söz konusu olunca daha bir marifetli.Belki de lokantada çalışmış olmasının etkisi vardır.Çoğu yemeği ona soruyorum.Söylediğinin tam tersini yapıyorum.Benim de bir gün kitaplara konu olan kadın psikolojisi kaidelerine, %100 uyum sağlayacağım aklımın ucuna gelmezdi.Kendimi hep farklı sıradışı sanırdım ama psikolojim hem cinsleriminkiyle aynıymış.Önce kendi fikrimi ortaya koyuyorum, sonra kararsız kalıp ona soruyorum, benim dediğimin aynısını derse tersini yapıyorum, tersini derse kendi bildiğimi okuyorum.Kitabı hatırlayıp gülüyoruz...
13 Ekim 2009
ilk tatsızlık

Tatsız Tuzsuz piknikte tadı olanların resmi
Cano'yla ilk tartışmamızı yaptık cumartesi günü.Vatana millete hayırlı olsun.Ama bu ilk ve son olacak.Çünkü çok ama çok üzüldüm.Bir daha böyle bir şey yaşamaya takadim yetmez.Öylece kalakaldım evin içinde.O ev bana birden yabancılaştı.Şehir, hava, güneş, eşyalar,odalar, neye baktıysam hepsi yabancılaştı bana.Kendimi kaybolmuş gibi hissettim.Annemi aradı yüreğim.Ben nerdeydim?Niye gelmiştim buraya?Annem nerdeydi?Çok korkmuştum.Ne yapacaktım şimdi?Emanet olduğum, burdaki tek dayanağım, gücüm kuvvetim, güvenim,cesaretim, ümidim,mutluluğum bana yabancılaştı.Onu bir kez daha buna benzer bir halde görmüştüm ama bu kadar değildi, ve o zamanlar tanışma evresinde olduğumuz için ben de bu kadar etkilenmemiştim.Bana çok yabancı bakıyordu.Hiç öyle görmedim gözlerini.Bana hiç öyle bakmamıştı.Bu neydi sadece bir bakış mıydı?Arkasında dolanıp duruyordum.Eski bakışlarını bekliyordum gözlerinin içine bakarak.Aksilik ya o gün de pikniğe gidecektik arkadaşlarla.Gidelim, gitmeyelim, sen git, ben gitmeyeyim diye diye kılıf arıyordum bu halimizi kimselerin görmemesi için.Son söylediğime çok kızdı.O da benim artık kendimi tutamadığım andı.Oturdum ağladım.
Ben annemi istiyordum.Kabından çıkarılmış atılmış bir yavru gibi annemi istedim.Uzun sürmedi, tekrar kabıma, sığınağıma geri alınmıştım.Ortada ne bir laf ne bir söz vardı.Ben bunların hepsini onun gözünde hissettim.Gözlerinde okudum bana kızdığını.O gözler daha önce hiç bana öyle bakmamıştı demek kızmıştı bana.Sadece ama sadece yanlış bir anlama vardı.Anlattım.Sonra pikniğe gittik ama ben hala o bakışların etkisindeydim.Ordakilere aldırış etmeden çocukları alıp bol bol yürüdüm ağaçlık alanda.Canım sıkkındı, keyfim yoktu, kadınların klasik muhabbetlerini çekemezdim.Ağaçların arasında sorgu sual sormayan çocuklarla iç çeke çeke yürüdüm.Arada kalabalığın yanına geldiğimde Cano'ya bakıyordum.Çok durgun, üzgün, sıkkın görünüyordu.Bu da beni kahrediyordu.Benim yüzümden bütün günü zehir olmuştu.Hareketimin onun tarafından yanlış anlaşılmasına mahal vermiştim.Açık kapı bırakmış onu şüpheye düşürmüştüm.Sadece bir ses tonu, içinde hangi kelimeler bulunursa bulunsun anlatmak istenilenin aksini anlatabiliyordu.
Akşam olmuştu.Eve döndük.Hemen temizliğe başladım; üstümdeki negatif enerjiyi atmak için.Ardından soğuğa yakın ılık bir banyo...Sonra Cano'yu da o kasvetin içinden uyandırarak, mutfağa gittim.
12 Ekim 2009
ağır misafirler


Cuma gününden, kaldığım yerden devam edeyim.Ancak hafta içi yazabiliyorum evde internet yok.Zaten iş yerlerimizde olduğu için bir de eve alıp da bütün vaktimizi onun başında geçirmemek için eve almamaya direniyoruz bakalım ne kadar gidecek böyle.Cuma öğleden sonra Bingöl'e kbb doktoruna gittik.Tomografi çekilmişti, sonuçları alıp Doktora gösterdik.Gerçi rapordan bir olumsuzluk olduğu anlaşılıyordu ama bir de doktordan duyalım dedik.Burnumun sağ tarafında bir damar eğriymiş, sol tarafında da bir damar üşüttüğümde şişme yapıyormuş.O yüzden bazen nefes almakta zorlanıyor, sık sık yutkunuyor ve tıkanıyormuşum, boğazımda da faranjit varmış.Ameliyat dedi doktor.Ama ben burnumun şeklinin bozulmasından korktuğum için şimdilik katlanacağım bu sıkıntıya.Doktordan sonra markete gidip aylık alışverişimizi yaptık.Ağzına kadar dolu alışveriş arabasıyla kasaya geldiğimizde, arkada görüntüsünden ihtiyaç sahibi olduğu belli olan bir kız çocuğu raftan aldığı bisküviyi karnına soktu.Benim gördüğümü farkedince eli ayağına dolandı, bana ve etrafa sık sık bakan gözleriyle yaptığı kabahati kendi ele verdi.Kızı Cano'ya gösterdim.Hemen dahiyane bir fikirle bu yanlışı önledi.Kıza istediği herşeyden alabileceğini, parayı bizim ödeyeceğimizi söyledi.Kız buna rağmen sadece 2 bisküvi aldı.Bedava olduğu söylendiğinde şahsen ben bile bu kadar kanaatkar olmazdım, olamazdım.Allah yardımcıları olsun.Bizden alsın onlara versin.Amin.Alışveriş sonucu elimizde yaklaşık 200 tl lik 1.5 m uzunluğunda fiş vardı.Allah kesemize bereket versin ne diyelim.Akşamın en güzel yeride Marpuç adında bir restauranttı.Görüş alanımızda 500 m ilerde Bingöl Dağları ile aramızda çukurda kalan ama geniş bir ormanlık alan vardı.Hava serindi.Benim için buz gibiydi.Hemen yemeğimizi yedik ve kalktık çünkü akşama ağır misafirlerim vardı.Müdür hanımları geleceklerdi bize.Hemen hazır bişeyler aldık ve Genç'e geri döndük.Akşam hanımlar ve 3 çocuk geldi.Önlerindeki sehpaya alğımız herşeyi yığdım ki ortalığı incelemeye fırsat bulamasınlar ama bunlar uzmandı yine de başardılar.Hediye olarak aldıkları fincan takımını da bırakarak geç saatlere doğru kalktılar.Ben de yorgunluktan dolayı kendimi koltuğa atıp sehpadakilerden atıştırdım...
9 Ekim 2009
10 yıl Öncesini Unutmamıştım Dün Aşkam Hep Hatırladım
akşam çalışan bekar arkadaşların kaldığı bir eve gittik Gülsever'le. (Gülsever; burdaki tek şahsi arkadaşım, tanışmamızda Gülden Hoca aracı oldu.) Arkadaşların çoğu öğretmen. Kapıdan girer girmez o eski günlerimi, Afyon'u ve ordaki öğrenci evimizi hatırladım.Kapıdan girerken mutfak ilk görünen bölümdü. Orda günün nöbetçisi bulaşık yıkıyordu.Oracıkda Reyhan gözümün önüne geldi. Sanki yine karnıbahar yapmıştı da, bize de onu her hafta yedirdiği için fırlama gülüşü atmıştı.Salon hemen mutfağın yanındaydı.Salonun kapısında 3 arkadaş hoşgeldiniz faslıyla bizi karşıladılar.Yine bir tuhaf oldum.Aynıydı; salonu, havası, kokusu, halısı, çekyatları,kitaplığı, takvimi... İsimler farklıydı ama yüzler aynıydı sanki daha önce görmüştüm onları, sanki eskiden beri tanıyordum. Hitaplar, mimikler, bakışlar, konuşma tarzları, kelimeler, giyim kuşam 10 yıl öncesi gibiydi. Hiç ama hiç değişmemiş tek fark dizüstü bilgisayarlarının ve maaşlarının olmasıydı. Fatma Ablamı, Hatice Ablamı, Gülpay'ı ve diğer kızları hatırladım.Zaten unutmamıştım ama dün akşam hep hatırladım. Her zaman hayran olmuşumdur kitap gibi konuşan insanlara.Ansiklopedi gibiler.Her konuda söyleyecek bişeyleri var.Yine hayran hayran baktım, yine heveslendim.Ben de okuyacağım dedim, aşka şevke, iştaha geldim.Çok güzel,derin (o kadar ki çoğu anlatılanı anlamadım), samimi ve içten sohbetten önce tanışma faslımız olmuştu.Ben yine bir taraftan da bizim müzmin bekar için uygun olan birini süzüyordum gözlerimle.İşin manevi boyutuna gelecek olursak yine mestoldum, eridim yok oldum.Allah bu ve bunun gibi arkadaşların kalplerine göre versin, kalplerindekileri de hayır eylesin, ellerine versin.Amin. Bana gelince o iştahdan o şevkten eser kalmamıştı eve gelince. Oturduk Küçük Kadınlar'ı izledik bilgisayardan.Vesselam çok duygusal, hüzünlü,mazi dolu ve her zamanki gibi bir bardak çayla noktalanmış bir akşamdı.Şimdilik her perşembe akşamı onlardayım.Telefonum sessizde olacak çağrı bırakın ben sizi ararım, her yöne 1500 dakikam var:)
6 Ekim 2009
Halime Abla
Halime Ablam bana moral vermiş dünkü yazımdan dolayı.Düşündüm de yine en ufak ayrıntılı sıkıntılarda bile eski sağlam insanlar çıkıyor karşıma.Onun üzerimdeki hakkını ödeyemem, ödemem, dert de etmiyorum; O, zaten helal edecek olgunlukta, ermişlikte biri.Hüzün dolu, bir o kadar da eğlenceli çılgın bir geçmişimiz vardı.Sefilliği rezilliği halimize gülerek tattık(böyle mi yazılıyordu?). Çemberlitaştan sorun bizi:) gerçi üstü kapalıydı tadilattaydı(2001). (Hala tadilatta). Domatesli Eti Form-lu yada sahursuz iftarları, zifiri karanlıkta inin cinin top oynadığı sultanahmet meydanını, birlik vakfı ve engin noyanı, kucak dolusu İl Halk Küt. ne ait divan edebiyatı romanlarını, ''Allah Allah diye diye'' ilahisini, gizli gizli geldiğim kocamustafapaşa'daki doktoru ve evini, ve ve Musab'ı unutmadım, unutmam da.Ama sadakati unuttum galiba...
5 Ekim 2009
özledim ):
ben annemleri özledim ): gündüzleri pek aklıma gelmiyor özlemim ama geceleri uyurken, uyanırken; özellikle sabah namazı vakti özlüyorum.Uyurken bile aklıma geliyor.Sanki bu yeni hayatım yine değişecek ve sanki kısa bir süreliğine onlardan ayrıymışım gibi geliyor.Sonra birden bunun hep böyle gideceği geliyor aklıma; yüreğim daha hızlı çarpmaya başlıyor, gözlerim yaşarıyor, derin derin nefes almak zorunda kalıyorum, içimin sızısı dilime vuruyor ve derin bir nefesle hasta, yaralı biri gibi inliyorum.Bu sese uyanıyorum.Cano da uyanmasın diye hemen susuyorum.Zeten yeteri kadar ilgi alaka gösteriyor, üstüme titriyor, bir sürü şaklabanlıkla beni güldürmeye çalışıyor.Gurbeti hatırlamasın diye elinden geleni fazlasıyla yapıyor.''Ben özledim'' deyip de, bütün emeklerini boşa çıkarmamak için susuyorum...Ama geçece, değişecek biliyorum.Her an neyin nasıl olacağı belli olmuyor.Yarın ne olacağı, kimin nerde kiminle olacağı belli olmuyor.O yüzden Allah'tan hayırlısını bekliyorum...
1 Ekim 2009
üzgünüm bugün ):
üzgünüm bugün ): belki öğlene kadar açılırım. Biraz üzülünce bütün acı hatıraları aklıma getiriyorum ki üzüntüm daha içten daha derin olsun.Sonra eskilerin tabirini kendimde yaşamaya çalışıyorum(-- ne dolmamış çilem varmış ne bahtsızmışım!!!). Acıların kadını olmaya çalışıyorum.Yarım ömür önce en dipte köşede yaşanmış en küçük olayları bile hatırlamak için hafızamı zorluyorum.Buluyorum. Yok bu yetmedi daha acıklı olmalı daha üzücü kahredici olmalı...Hadi bir daha hatırla. Yok bu da olmadı.Heh bu idare eder.Bunun yanına bir de şu olayı hatırla. Oluyor oluyor!!!.Bir kaç olay daha. Evet geliyor geliyor ha gayret bunları baştan bir kaç kez daha düşündüm mü tamamdır.Artık ağlayabilirim...Ve damla damla göz yaşı!!!Hemen akabilinde ölüm aklıma geliyor.Fani dünya; bir gün bunların hiç önemi olmayacak, o zaman ağladıklarına güleceksin belki daha çok ağlayacaksın; hakikatler dururken ben yalanlara ağlamışım, şimdi bu gözyaşlarının hesabını Yaratıcı'ya nasıl vereceğim diyeceksin.Belki de bir hatırlamanın başlama safhası bu melankoliklik hali.Asıl hatırlanması gerekenin geçmişte değil kainatta olduğu, kalbinde olduğu, şah damarından da yakın olduğudur...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




