Şimdilerde de anlayışım ve görüşüm baya bir hoşlaştı. Her zaman bal yenmez ya dedirtiyor. Yense de bal gibi olmaz, o artık ekmek gibi su gibi olur. Neyse şimdilik bu konuyu daha fazla deşmeyeyim. Tam bir çelişki içindeyken ne duygumun ne de fikrimin arkasında değilim. Oturacak inşallah.Kitaplarım da kolilerin içinde. Onlar olsaydı yeniden gözden geçirirdim bilimsel evliliğimi.
Daha dün nasıl da kızmıştım Cano'ya. Beni aramış ve Bingöl'e gideceğini söylemişti. Ben de geçen hafta bir mağazada beğendiğim ama fiyatından dolayı vazgeçtiğim botları almasını istemiştim. Bana şu an işinin çok olduğunu bunu akşam evde konuşacağımızı söyledi. İşte olmuştu. Senaryom başlamıştı. Artık cicim ayları bitmişti ve artık Cano beni sallıyordu. Neyse dedim. Bu zamana kadar işlerini, ihtiyaçlarını Cano mu sağlıyordu sanki.Hallederim dedim.Olmadı Fatma'ya veya Batu'ya söylerdim onlar alırdı. Sonra Emoşla msn de çatır çatır yazışınca rahatlamıştım biraz. Sorun yanlızlıktı.Yanlız kalınca senaryolar kuruyordum, kendimi kendim Cano'dan öteliyordum. Annemi hatırladım, demek o da yıllar önce hep yanlız kaldığı için babamın kahvehanesine takmıştı kafayı. Ne vardı ki gittiyse bana göre. Ama çok şey varmış.Annem yanlız kalmak istemiyor, o yüzden sinirleniyor ve huzursuzlaşıp huzursuzlaştırıyormuş.
Bir de Annem İstanbul'dayken benim her akşam işten gelip yemeği yer yemez uyumama kızardı.Bazen küserdi bana.Ben de ne var sanki biraz anlayışlı olsa, bütün gün çalışıyorum bir de yollarda pestilim çıkıyor, elimi kolumu kaldıracak halim kalmıyor, ne var sanki beni anlasa derdim de be büyük dermişim. Şimdi de ben Cano'ya kızıyorum akşamları uyuyor diye. Hadi bakalım gel de anlayışlı ol, Cano'yu anla. Canım annem benim keşke sabahlara kadar uyumasaydım da başucunda otursaydım, sana doysaydım.Offf...):
Canım Annem
Akşam unutmaya çalışıyordum bu bot meselesini taki Cano eve gelip de hala konuyu açmayana dek. Bu sefer de bak görüyor musun unutmuş bile, hani konuşacaktık akşam diyordum ki mutfaktan çıkarken solda ayakkabılığın önünde devasa yeni botlarımı görene dek. Saliselik olarak bu görüntünün bütün gün nette aynı tip botlara bakmamdan kaynaklandığını ve ayakkabılığa bakınca da netteki görüntülerin gözümün önüne geldiğini düşündüm. Meğer gerçekmiş, çok şaşırdım.Hemen geçirdim ayaklarıma.
Su-i zan bu olsa gerek.Gerek değil buydu aslında.Halbuki Cano zaten onları alacakmış. Ama ben arayınca süpriz bozulmasın diye sonra konuşuruz diye sallamış beni. Akşam gelince de dışarda bırakmış kutuyu, ben içeri girince hemen arka odaya geçirmiş.Orda da kutusundan çıkarıp ayakkabılığa getirmiş.Zira ortalıkta gidip gelmeleri duymuştum da anlamamıştım.
Çok mutlu olmuştum.Ne kadar da fesat düşünmüştüm.Şeytan sağımdan solumdan hiç eksik olmuyor.Artık eve girer çıkarken Ayet-el Kursi yi okumayı alışkanlık haline getirmeliyim Cano'yu daha fazla üzmeden.
Biliyorum uzun oldu ama az kaldı bir de akşam ki saadetin devamını anlatayım.Botlarımın şerefine pc de film izledik, Türk kahvesi eşliğinde. Bu son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi.Keyfime keyif kattı.
Metrodan Kaçış: C. Trovolta, D. Washington.
Üstüne meyvelerimizi yedik.Ardından bir de Küçük Kadınlar izledim taki sağ gözüm kıpkırmızı olana dek.Saat 1'i geçiyordu yattığımda...





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder